BilgiSağlık

Aşk diye bir şey var mı?

Aşk diye bir şey var mı diye düşünüyorsanız cevabını veriyoruz!

Aşk diye bir şey var mı diye düşünürken bu yazıya rastladıysanız çok doğru bir adrestesiniz. Aşk üzerine tüm zamanlarda yazılmış şiirler, söylenmiş şarkılar, okunmuş destanlar bu küçük üç harfin çok büyük bir anlama sahip olduğunu gösteriyor esasen. Lakin, pek çoğumuzun aşka dair duygu ve düşünceleri, aşkın varlığı ya da yokluğu üzerine tartışmalar ve başta güldüren sonra ağlatan, çoğu zaman bir “kavuşamama” hikayesi ile taçlanan o üç kelimede bir derya deniz gibi sonsuz. Oysa aşk en derinimizde, kalbimizde hissettiğimiz bir tatlı-acı ağrı olsa da bu konuyu idare eden aslında beynimiz. Önce aşk nedir sorusuna yanıt bulup sonra dünden bugüne aşkın evrimine bir bakalım; aşkın kontrolü beynimiz mi kalbimiz mi bir yoklayalım derim.

Aşk Nedir?

Aşk sözcüğü dilimize Arapça’dan geçmiştir ve “aşaka” sözcüğünden türemiştir. Aşaka kelimesi Arapça’da sarmaşık anlamına gelmektedir. Sarmalamak, sıkıca sarılmak ve aşık olmak anlamları da vardır. Zaman için “ışk” halinde telaffuz edilen kelime şiddetle sevme, yakıcı sevgi kelimelerine dönüşerek Osmanlıcada da “ışk” halini korumuştur. Bugüne geldiğimizde ise ışk, aşk halini alarak dilimize yerleşmiştir. Yunus Emre’nin de felsefesinin ana sözcüğü olan ışk, yaratımın ve var olmanın özünü oluşturmaktadır. Yunus Emre’nin Aşk şiirinden iki dörtlüğe baktığımızda da aşkın efsununu, derinliğini anlayabiliriz.

“İşitin ey yârenler,

Kıymetli nesnedir aşk.

Değmelere bitinmez,

Hürmetli nesnedir aşk.

Hem cefadır hem safâ

Hamza’yı attı Kaf’a.

Aşk iledir Mustafa,

Devletli nesnedir aşk.”

Aşkın dilimizdeki karşılığını ise Türk Dil Kurumu şu haliyle tanımlamıştır: Bir kimseye, bir olguya, varlığa ya da bir şeye duyulan yoğun sevgi ve bağlılık duygusudur. Türkçe karşılığı sevi olan aşk sözcüğünün sözlükteki diğer anlamı da, karşı cinsten iki insanın birbirine karşı duyduğu ruhsal ve bedensel sevgi ilişkisi şeklindedir. Peki aşk, sevginin daha şiddetli bir sevme biçimiyse sevgiyle aşkın yollarının nerede kesişip nerede ayrıldığını nasıl biliriz?

Aşk ve Sevgi Bir midir?

Aşık olmanın, sevgi duymaktan daha derin, yakıcı ve şiddetli bir biçimini ifade ettiğini söylemiştik. İnsanların çoğu aşkın bir süresi olduğunu ve bir gün biteceğini, sevginin ise daha uzun vadede sürdüğünü düşünür ya da buna böyle inanır. Oysa aşk da sevgi de süreleri itibariyle değil hissiyatın vuku bulduğu kişilerin varlığıyla değerlendirilir. Yani, aşk sizi bir kişiye bağlarken sevgi, hayatınızdaki pek çok kişiye duyabileceğiniz bir duygu halini ifade eder. Aşık olmak kişinin yoğun şekilde dopamin ve benzeri hormonları salgılamasına neden olmaktadır. Bu yüzden aşk sevgiye kıyasla daha kısa bir duygudur şeklinde düşünülür. Zaman içinde ise bu aşkın olgunlaşarak yerini sevgiye teslim edeceği söylenir. Hatta bazen de nefrete…

Bu yakıcı duygunun esiri olduğumuzu, gerçek bir aşka düştüğümüzü ise anlamak zor değildir. Her an o kişiyi düşünmek ve hayallerde gezinmek, kendini o kişiyle dünyanın en huzurlu ve mutlu kişisi hissetmek, gururundan ayrılmak ve hayatının tümünü onunla geçirmek istemek, birlikte olunan her andan keyif almak ve her an eğlenebilmek, ellerini hiç bırakmak istememek ve gözlerinde kaybolmak… Ve en önemlisi ise, gerçek bir aşka düştüğümüzde hayal kırıklığımız olmaz. Çünkü saf aşk, bir beklenti yaratmaz. Beklenti gerçek bir aşkın çok uzağındadır. Gerçek bir aşk sadece aşktır.

Aşkın Kimyası

Aşk diye bir şey var mı derken aslında bunun fiziksel etkileri olup olmadığını da sorguluyoruz. Uzmanlara göre aşkın bir kimyası var. Bildiğimiz üzere fizik, kimya, biyoloji tam anlamıyla aşkın bileşenleri aslında. Karşı karşıya gelen iki kişinin bir anda vücut kimyasında meydana gelen değişimler bu iki kişiyi birbirine çekiyor ve kalplerdeki kelebekleri uçuşturan, gözleri birbirinden kaçıran ama bazen birbirine hapseden o aşk çıkıyor ortaya. Yapılan pek çok araştırma gösteriyor ki karşı karşıya gelen insanlar birbirlerinden yüzde 55 vücut dili, yüzde 38 ses tonu ve yüzde 7 ise konuşurken kullanılan kelimelerle etkileniyor.

Birbirine aşık olan insanların yaklaşık yüzde 90’ının aşık oldukları kişiyi düşünerek geçirdikleri belirtiliyor.

O esnada vücutta yaşanan kimyasal değişimle dopamin, noradrenalin ve phenylethylamin hormonları daha çok salgılanarak el içlerinin ısınması ya da terlemesine, tansiyon ve nabzın yükselmesine sebep oluyor. Aşık bir kimsenin iştahsızlık yaşaması, kendini uykusuz hissetmesi, fazla enerji ile dolu olması ya da konsantrasyon sorunları yaşamasının temelinde de aslında vücudun ürettiği bu ve ekstra hormonlar yer alıyor. Dahası, tüm bunların dışında çok önemli bir konu var aşkı ateşleyen: Koku. Parmak izimizin biricikliği gibi yalnızca aşık olunan kişiye ait eşsiz olan koku.

Bern Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, kişi karşı cinste yalnızca o kadın ya da erkeğe ait olan DNA kokusunu ayırt ediyor ve bundan etkilenerek benzersiz bir çekim hissediyor. Yani esasen ilk ateşin ilk kıvılcımı o kokuyla tetikleniyor ve aşıklar farkında bile olmadan birbirlerine “aşaka” gibi sarmalanıyorlar.

Sonuç itibariyle Aşk diye bir şey var mı sorusunun cevabı evet. Aşk tüm diğer bedensel olaylar gibi biyokimyasal süreçler sonunda meydana gelir, beyinde başlar ve aşk yine beyinde biter. Aşk, ilk insan yaratıldığından beri yeryüzünde ve sonsuza dek bizimle.

Aşk var mı yok mu öğrenmiş olduk şimdi sıra aşk hikayeleri okumakta! Siz de sıra dışı aşk hikayeleri okumak istiyorsanız mitolojik aşk hikayeleri yazımızı okuyabilirsiniz!

Bir cevap yazın

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu